"Çalin davullari çaydan asagiya türküsünün" hikayesi

Süleyman Aga Cami, Selanik’in eski merkezinde etrafi asirlik agaçlarla çevrili bir hazirenin içinde bulunudu ve avlusunda güzel bir sadirvani vardi. Caminin az ilerisinde asmali bir sokak kahvesi ve çesit çesit ürünlerin bulundugu dükkanlar vardi. Bu dükkanlarin biri de Rendali Rüstem Aga’ya ait kumas dükkaniydi. Birkaç yardimcisiyla beraber çalisirdi Rüstem aga. Selanik güzel feraceli Türk hanimlari kumaslarini hep ondan alirlardi. Etrafta sevilirdi Rüstem aga… Dürüst, sözüne güvenilir olmasiyla bilinirdi.

Rüstem aganin dükkanina bir gün bir delikanli girdi. Kumaslara bakti, biraz kumas aldi. Adi Mehmet’ti delikanlinin. Selanik yakinlarinda Mazganli adinda bir Türk köyünden gelmisti. Önce birkaç arkadasiyla Selanik pazarina ugramis, koyunlarini satmis, sonra da Rüstem aganin dükkanina gelmisti. Aslinda Mehmet’in niyeti Selanik’ bir is bulup çalismakti, köyde geçim zordu, yasli anne babasiyla yasiyordu. Kumaslara bakarken Rüstem agayla sohbet etmeye basladilar. Mehmet nerden geldigini, ailesini, dört erkek kardes olduklarini, pazarda koyunlarini sattigini, is aradigini, hesap kitap bildigini anlatti. Rüstem aga dört erkek çocuk lafini duyunca iç geçirdi, demek dört erkek evlada sahip babalarda varmis diye ama asla isyan etmedi. Rüstem aganin gözü delikanliyi tuttu, kendisi de bir süredir dükkana iyi, güvenilir, dürüst bir kisi ariyordu. Iste aradigi kisi ayagina gelmisti. Mehmet’e dükkanda ise baslamasini, kalacak yerini, yiyecegini, giyecegini karsilacagini ve bir miktar para verecegini söyledi. Mehmet bu teklif karsisinda önce sasirdi ama sonra kabul etti ve hemen o gün ise basladi. Mehmet isi çabuk benimsedi, çok çalisiyor, her ise kosuyordu. Rüstem aga Mehmet’ten çok memnundu, ise aldigina hiç pisman degildi, çok çalisiyor, müsteriye çok iyi davraniyordu. Zamanla daha da çok begendi Rüstem aga Mehmet’in çalismasini, hatta begenmekle kalmayip sevdi de bu delikanliyi.

Mehmet artik Rüstem aganin eli kolu olmustu, her ise o kosuyordu. Rüstem aga bazen Mehmet’i konaga yollar, ya unuttugu bir seyi aldirir ya da eve bir sey gönderirdi. Kapiyi hep Fitnat açardi. Zamanla bu iki gencin içine sevda atesi düstü. Bir gece ikisi de konagin bahçesinde gizlice görüstüler ve birbirlerini sevdiklerini itiraf ettiler. Fitnat bu gence gönül vermisti, Mehmet’te Fitnat’a. Mehmetle Fitnat firsat buldukça gizli gizli bulusuyorlardi. Sevdalari günden güne büyüyordu ama Fitnat gün geçtikçe durgunlasiyordu. Bir gün annesi durumu anladi ve Rüstem agaya açti. Rüstem aga hosgörüyle karsiladi ve olur verdi. Mehmet’i kaç aydir taniyordu, ondan daha iyisini mi bulacakti. Babasinin olur verdigini duyan Fitnat çok mutlu oldu hemen Mehmet’e haber verdi. Mehmet hemen ertesi gün Rüstem agadan izin alip Mazganli’ya annesini ve babasini almaya gitti. Mehmet ana babasina durumu anlatti, onlarda olumlu karsiladilar. Mehmet biraz Mazganli’da kaldi ve sonra yola çiktilar. Annesi babasi Rüstem aganin konaginda çok iyi karsilandilar, iyi bir sekilde agirlandilar, kahvelerini içtiler ve Fitnat’i Mehmet’ istediler. Rüstem aganin tek bir sarti vardi:Mehmet’in iç güveysi gelmesi… Mehmet’in ana babasi bunu kabul ettiler. Dügün zamani görüsmek üzere izin isteyen Mehmet’in ana babasi Mazganli’ya geri döndüler. Rüstem aga dügünün en kisa sürede yapilmasini istiyordu. Dügünü Selanik yakinlarindaki Nasiriç’teki çiftlikte yapacaklardi. Son kiziydi bu Rüstem aganin, o yüzden dügünde ona göre olmaliydi. Dillerden düsmeyecek yillarca konusulacak bir dügün olmaliydi, günlerce davullar çalmaliydi. Hemen dügün hazirliklarina basladilar.



Fitnat ve Mehmet artik dügün için gün saymaya baslamislardi. Fakat Fitnat’in da kaderi bu ya, dügün zaman çok kötü bir döneme denk gelmisti. Selanik çok kötü günler yasiyordu. Bir süredir Selanik’te kolera salgini baslamisti ve her tarafa yayiliyordu. Sadece Selanik degil Serez, Gümülcine, Iskeçe bu salginla bogusuyordu. Istanbul’dan ve bir çok sehirden Selanik’ akin akin doktorlar geliyor, seyyar hastaneler kuruyor ve hastaligi engelemeye çalisiyorlardi. Artik her sabah Selanik sala sesleriyle uyaniyor, kadinlar evlerin cumbalarindan her gün sokaklardan geçen cenazelere bakiyor ve bu felaketin ailelerinden uzak durmasi için dua ediyorlardi. Her gün bir evden cenaze çikiyor, agitlar göklere yükseliyordu. Fakat dügünü de yapmak lazimdi. Herkes Fitnat’in Mehmetle evlenecegini biliyordu, isi uzatilirsa laf olur, hos karsilanmazdi. Temmuz sonunda Nasiriç’teki çiftlikte dügünü yapmaya karar verdiler.


Dügün gününe bir hafta kala Fitnat yataklara düstü, soldu, sarardi, yemeden içmeden kesildi. Babasi hemen doktorlari çagirdi, doktorlar hastaligi tespit ettiler. Tüm Selanik’i kavuran kolera illeti en sonunda Fitnat’i da bulmustu. Doktorlar durumunun umutsuz oldugunu söylediler anne babasina. Rüstem aganin dünyasi basina yikildi. Kizina bir sey olursa nasil dayanacakti bu aciya? Ya Mehmet’ nasil söyleyeceklerdi durumu, kim nasil söyleyecekti? Dügününü bekleyen delikanli sevdiginin cenazesini mi kaldiracakti? Hangi yürek dayanirdi buna? Nasil kaderdi bu, sevdalilari ayiriyordu. Daha düne kadar içinde dügün hazirliklari yapilan konakta agitlar yükselmeye basladi. Annesi, akrabalari Fitnat’in çeyizleri basinda agitlar yakiyorlardi. Fitnat’i durumu agir olan hastalarin bulundugu Alaca Imaret’e tasidilar. Artik herkes biliyordu Fitnat’in ölecegini. Çünkü tüm sehirdeki durumu agir olup yakinda ölmesi beklenen hastalar Alaca Imaret’e tasinirdi. Fitnat da anlamisti yakinda ölecegini… Duygularini söylemeye basladi, türküye döktü:

"Çalin davullari çaydan asagiya
Mezarimi kazin bre dostlar belden asagiya
Suyumu kaynatin kazan doluncaya…
Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver.
Al basimdan bu sevdayi götür yare ver".


Fitnat’in türküsü yarim kaldi. Dügüne üç gün kala Fitnat’in nefesi bir gece kesiliverdi. Konaga haber verdiler, komsular uykularindan agitlarla uyandilar, herkes anlamisti Fitnat’in öldügünü… Sabah kazanlarda suyunu isittilar, Fitnat’ yikadilar, kefenlediler. Kimsenin yüregi dayanmadi buna. Agitlar, çigliklar Selanik’i inletti. Koleradan yüzlerce insan ölüyordu ama Fitnat farkliydi. Üç gün sonra gelinligini giyip at üstünde Selanik sokaklarinda gezdirilecekti. Oysa simdi tabutu omuzlarda Selanik’in cumbali evleriyle dolu sokaklardan dogru geçerek Horataci Süleyman Efendi camine götürülüyordü. Oysa üç gün sonra bu sokaklardan davullu zurnali dügün alayi geçecekti. Simdi ise agitlar yükselen bir cenaze alayi geçiyordu. Taniyan tanimayan herkes üzüldü Fitnat’a, Rumu, Yahudisi, Ermenisi; kaderini duyan herkes üzüldü… Mehmet kendi kazdi Fitnat’inin mezarini. Fitnat’in yarim kalan türküsünü de o tamamladi:

"Selanik içinde sala okunur,
Salanin sedasi cana dokunur.
Gelin olan kiza kina yakilir.
Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver.
Al basimdan bu sevdayi, götür yare ver.
Selanik Selanik… Issiz kalasin.
Tasina topragina bre dostlar, diken dolasi
Sen de benim gibi yarsiz kalasin.
Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver.
Al basimdan bu sevdayi, götür yare ver".

Gerçekten de bir süre sonra Selanik issiz kaldi. Kara bulutlar çöktü güzelim sehrin üzerine. Önce Balkan Harbinde Yunanlilarin eline geçti sehir… Hemen güzelim sehrin simgesi olan kuleyi beyaza boyadilar… O kuleyi beyaza boyamakla sehri vaftiz ettiklerini düsündüler, sehirdeki Türk izlerini sildiklerini varsaydilar. Yunanlilara göre sehir artik bir Hristiyan sehriydi ve kulenin adi da artik Beyaz Kule idi. Horataci camini kiliseye çevirdiler… Bugün ise Horataci caminden sadece geriye cami ve minaresi kaldi. Asirlik agaçlar kesildi, haziresi yerle bir oldu, sadirvani yikildi… Bir süre daha geçti, bu seferde mübadele basladi. Feraceli kadinlar, yagiz delikanlilar, çocuklar, yasli dedeler nineler ellerinde denkler, sirtlarinda heybelerle, çantalar, bohçalarla yollara düstüler. Camilerden ezan sesleri kesildi, kapilarina kilit vuruldu, cemaatleri dört bir yana dagildi. Hanlar, hamamlar, tekkeler bosaltildi. Cumbali konaklar issiz kaldi. Fitnat’in ana babasi, kardesleri de konaklarini bosalttilar, gözyaslari içinde arkalarinda Fitnat’in mezarini birakmanin acisiyla yollara düstüler. Göç etmenin acisi o kadar büyük geldi ki insanlara Fitnat’in hikayesini unuttular, sadece türküsü kaldi dillerde, nesilden nesile aktarilan… Rüstem aganin dilegi olmadi, kizina dilden dile söylenecek bir dügün yapamadi, davullari çaldiramadi ama Fitnatla Mehmet’in türküsü dilden dile yayildi.

Çalin davullari çaydan asagiya (Amman)
Mezarimi kazin dostlar belden asagiya
Koyun sularimi kazan dolunca (Amman)

Aman ölüm zalim ölüm
Üç gün ara ver
Al basimdan bu sevdayi
Götür yare ver

Selanik içinde selam okunur (Amman)
Selamin sedasi dostlar cana dokunur
Gelin olanlara kina yakilir (Amman)

Aman ölüm zalim ölüm
Üç gün ara ver
Al basimdan bu sevdayi
Götür yare ver