Konu Kapatılmıştır
15. Sayfa - Toplam 19 Sayfa var BirinciBirinci 12345678910111213141516171819 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 141 ile 150 ve 182
...
  1. #141
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586

    Twitter'da beni takip et..!

    Non Stres Test NST

    Tipik olarak anne karnındaki bebeğin hareketleri fetal kalp atım hızında geçici bir artışı beraberinde getirir. Bu olay non stress test yani NST'nin temelini oluşturur.Normalde bebeğin kalp atım hızı sabit değildir. Saniyeler içersinde değişim gösterir. Buna atım variabilitesi adı verilir. Bu variabilitenin kaybı bebeğin oksijen seviyesinin kalp atım hızını düzenleyen merkezi sinir sitemi kısmının içindeki hücrelerde fonksiyon kaybına neden olabilecek düzeyin altına düştüğünü gösterir. Bu durum fetusun strese olan direncinin en alt seviyede olduğunun belirtisidir.

    Teknik
    NST'de amaç bebeğin hareketleri ile birlikte kalp atım hızındaki artışın saptanmasıdır. Bebeğin uykuda olması veya gebeliğin yaşı gibi faktörler bu cevabı etkiler. Bu nedenle 28 haftadan küçük gebelere NST yapılmaz. Test en iyi sonucu vermesi için yemekten 2 saat sonra yapılmalıdır. Annenin karnına 2 adet prob bağlanır. Bunlardan biri rahim sertliğini saptarken diğeri ise kalp atım hızını kağıt üzerine yazar.Bu arada annenin eline verilen bir buton bulunur ve bebek her hareket ettğinde anne bu butona basr. Bu test yapılırken anne yine 2 saat süreyle fiziksel aktivitede bulunmaış ve sigara içmemiş olmalıdır.

    Yorumlanması
    Test genelde 20 dakika sürer. Bu 20 dakikalık süre içinde en az 15 saniye süren ve dakikada 15 atımlık bir artış bulunan en az 2 adet hızlanma varsa test reaktif olarak kabul edilir. Reaktif NST bebeğin 1 hafta daha anne karnında güvende olacağını gösterir. Eğer istenilen türde artışlar olmaz ise test 40 dakikaya uzatılır. Bu sürenin sonunda hala daha kalp hızlanması saptanmaz ise veya kalp hızında düşüşler saptanırsa test non-reaktif olarak değerlendirilir. Eğer test süresince fetus hiç hareket etmez ise bu kez yetersiz olarak yorumlanır. Bu durumda fetus uykuda olabilir ya da anne adayı aç olabilir. Bir süre bekledikten ve/veya anne adayına yemek yedirdikten sonra test tekrarlanır.

    Yapıldığı durumlar
    NST fetal iyilik halinin değerlendirilmesinde her durumda kullanılan anne ve babeğe zarar vermeyen güvenilir ve ağrısız bir yöntemdir.Bunun dışında bazı riskli gebeliklerde gebelik yaşı belirli bir zamana geldikten sonra düzenli olarak yapılmalıdır. NST'nin ne zaman yapılmaya başlanacağına karar verirken bebeğin anne karnında ölüm riski baz olarak alınmalı ve tıbbi tedavinin mi yoksa gebeliğin sonlandırılmasının mı bebeğe daha fazla yaşam şansı vereceği kararlaştırılmalıdır. NST'nin rutin olarak uygulanmasının fayda getireceği durumlar şu şekilde sırlanabilir.

    Diabet
    Gün aşımı
    Hipertansiyon
    Gelişme geriliği
    Ölü doğum öyküsü
    Anemi
    Fetal hareketlerde azalma
    Kalp hastalıkları
    Erken doğum tehdidi
    Zarların erken açılması
    Anne karnında ölümle sonuçlanabilen diğer durumlar
    Yapılmasının sakıncalı olduğu durumlar
    YOKTUR

    Önemli noktalar
    NST eğer reaktif ise ve diabet, gelişme geriliği gibi bebeğin anne karnında aniden kaybedilebileceği durumlar söz konusu değil ise test 7 gün sonra tekrarlanır. 15 saniye veya daha fazla süren kalp atım hızında azalmalar genelde bebeğin suyunun azalması ve kordonun sıkışması ile ilgilidir ve çoğu zaman acil sezaryen gerektirir.Normalde anne karnındaki bebeğin kalp atım hızı yani nabzı 120-160 atım/dakikadır. Bebeğin nabzının 90 dan az olduğu durumlarda fetusun akciğer gelişimi tamam ise acil sezaryen gereklidir.

    Hatalı negatif
    NST'de hatalı negatif oranı %1'den azdır. Hatalı negatifden kastedilen reaktif test sonrası 1 hafta içinde bebeğin kaybedilmesidir. Reaktif NST sonrası bir hafta içindeki fetal ölümlerin %60'ı önlnemeyen nedenlerden dolayı gerçekleşmektedir. En sık sebepler kordon sıkışması, plasentanın ayrılması, annenin metabolik ya da fizyolojik durumunda ani değişiklikler, sigara kullanımı gibi nedenlerdir. NST aslında fetal tehlike varlığından çok yokluğunu tespit etmeye yarayan bir tekniktir.

    Fetal yaş ve NST
    32-34 haftalar arası NST'nin güvenilirliği kanıtlanmış olmasına rağmen 32. hafta öncesi güvenilirlik şüphelidir. 28-32. haftalar arasında test nonreaktif çıkar ise diğer bazı yöntemler ile bebeğin yeniden değerlendirilmesi önerilir.

  2. #142
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586
    Normal doğum

    Bir çocuk sahibi olmaya karar verildiği ilk andan itibaren yaşanan heyecanlar doğum günü yaklaştıkça artmaya başlar ve doğumun ilk işaretleri ile birlikte doruğa ulaşır.Her şey sona erdikten sonra anne ve babanın dünyadaki en önemli eserleri olan bebek kucağa alındığında ise yaşanan bütün sıkıntılar, çekilen bütün ağrılar yerini tarifi imkansız bir huzur ve mutluluğa bırakır.

    Doğum ya da başka bir deyişle normal doğum 20. gebelik haftasını doldurmuş olan bir fetusun rahim dışına zarlar ve plasentası ile birlikte atılmasını ifade eder. İnsanda gebelik 280 gün sürmektedir ancak tüm gebeliklerin sadece %5 kadarı beklenen günde sona erer. Gebe kadınların büyük bir kısmı ise beklenen doğum tarihinden yaklaşık 1 hafta kadar önce doğum eylemine (travay) girer. Düzenli rahim kasılmalarının ortaya çıkması ile başlayan sürece (anne adayı bunları sancı olarak algılar) EYLEM ya da TRAVAY adı verilir.

    Bir gebeliğin normal yoldan sonlanabilmesi 3 ana faktöre bağlıdır. Bunlar rahime bağlı, bebeğe bağlı ve annenin kemik çatısına bağlı faktörler olarak sınıflandırılabilir. Bir başka deyiş ise güçler (rahim kasılmaları), yol (kemik yapı) ve yolcudur. (bebek). Doğumun olabilmesi için rahim düzenli aralıklarla rahim ağzını açabilmek için kasılmalıdır. Bu kasılmaların karşısında rahim ağzının açılmasına engel bir durum olmamalıdır. Rahim açıldıktan sonra devam eden kasılmalar bebeği rahim dışına itecektir. Bu itmenin sağlanması için bebek uygun pozisyonda olmalı ve yine önünde bir engel bulunmamalıdır. Son olarak bebeğin geçeceği yol ile bebek arasında bir uyumsuzluk söz konusu olmamalıdır. Örneğin bebeğin yan ya da oblik durduğu durumlarda bu yoldan geçmesi mümkün değildir. Böyle bir durum varlığında normal doğum gerçekleşemeyecek, eğer zamanında fark edilip sezaryene karar verilmez ise anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek istenmeyen komplikasyonlar ortaya çıkabilecektir.

    Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri düzensiz kasılmalar ve halk arasında nişan gelmesi olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüğümsü bir tıkaç ile kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır. Yine doğumun erken belirtilerinden biri de düzensiz rahim kasılmalarıdır. Kişi bu kasılmaları ağrı olarak algılar. Yalancı doğum sancıları adı verilen bu kasılmalar dinlenmek ile geçer ve sıklık ile şiddeti zamanlar artmaz. Suyun gelmesi doğumun bir diğer belirtisidir. Genelde zarlar açıldıktan sonra 24 saat içinde eylem başlar.

    Doğumu başlatan faktörlerin ne olduğu, anne vücudunun bebeğin olgulaştığını anlamasını ve sancıları başlatarak doğumu gerçekleştiren etkenlerin hangileri olduğu günümüzde hala daha tam olarak anlaşılmış değildir. Bu konuda çok çeşitli teoriler olmasına rağmen doğum olayı hala daha gizemini korumaktadır.

    Doğumun Evreleri

    Doğum eylemi 3 evrede incelenir.

    İlk evre düzenli sancıların başlaması ile birlikte başlar ve rahim ağzının tam açık olması (10 cm) ile sona erer.

    İkinci evre bebeğin doğumunu içerir.

    Üçüncü ve son evre ise bebeğin doğumundan plasentanın çıkışına kadar olan süredir.

    Doğumun süresi değişken olmakla birlikte genelde ilk kez anneliği tadanlarda daha uzun sürer. Gebelerin yarısından fazlasında bu süre 12 saat civarındadır. %20 vakada ise 24 saatten uzundur. İkinci ya da daha sonraki doğumunu yapanlarda ise eylemin 24 saatten uzun sürmesi sadece 50 hastada bir olur.

    Doğumun en uzun evresi olan ilk evre de kendi içinde 3 ayrı bölüme sahiptir. Bunlar sırası ile erken ya da latent faz, aktif faz ve yatay fazdır.

    Erken fazda ağrılar düzenli olmasına rağmen araları uzundur. Genelde 10 dakikada bir olur ve bel ağrısı şeklinde hissedilir. Pel çok kadın bu evrede oldukça heyecanlı ve sinirlidir. Erken faz esnasında rahim ağzı kapalı durumdan 4 cm açıklığa ulaşır.

    Açıklık 4 cm'ye ulaştıktan sonra aktif faz başlar.Ağrılar 2-3 dakikada bir gelmeye başlar ve şiddeti giderek artar. Kramp şeklinde gelen her bir ağrı 45-60 saniye kadar sürer. Ağrısız doğum için katater takılacak ise bu safhada yapılır. Epidural anestezi dışında ağrıyı azaltmak için birtakım ağrı kesiciler uygulanabilir. Aktif faz rahim ağzı açıklığı 8 santimetre olana kadar sürer.

    Rahim ağzının 8 santimden 10 santim açılmasına kadar olan süre yatay fazdır. Bu faza deselerasyon fazı adı da verilir. Doğumun en zor dönemidir. Ağrılar en sık, en şiddetli ve en uzun bu dönemde sürer. Ancak kısa bir fazdır. Çoğu zaman 5-10 dakika kadar zaman alır.Bu evrede kontraksiyonlar 2-3 dakikada bir gelir ve 60-90 saniye sürer.

    Ağrıların şiddeti zaman zaman gebeyi umutsuzluğa itebilir ve korkutabilir. Bu evrede pek çok kadın doktoruna sezaryen olmak istediğini söylemektedir. Ancak artık sezaryen için oldukça geç bir dönemdir.Doğumun her döneminde sezaryen yapılabilmekle birlikte bu evreye ulaşmış bir anne adayında sırf korkular nedeniyle sezaryen yapmak son derece gereksiz bir yaklaşımdır. Bu dönemde titremeler, terleme ve ıkınma hissi meydana gelir.

    Nefes alıp verme egzersizleri ağrıyı bir miktar azaltabilir.

    Vajinal Doğum

    Bebeğin kafasının en geniş kısmı doğum kanalına yerleştiğinde buna angajman adı verilir. Bu noktadan sonra kasılmalar biraz daha seyrekleşir ve şiddeti azalır. Bebeğin başının seviyesi kemik pelvisdeki durumuna göre 0,+1,+2,+3 olarak değerlendirilir. Bu bebeğin inişidir. Doğumun 2. evresi 15 dakika ile 2 saat arasında sürebilir. Sancılar ve anne adayının ıkınmaları bebeği aşağıya doğru iter.Bu aşamada gebe kendini çok yorgun hissedebilir. Bebeğin başı aşağıya doğru indikçe perine bölgesi (vajina ile anus arasındaki kısım) kabarmaya başlar. Yırtılmayı engellemek için yapılacak olan epizyotomi bu aşamada açılır.

    Epizyotomi kontrolsüz yırtıkları önlemek amacıyla perine bölgesinin, doğum sonrası dikilmek üzere kesilmesidir. Günümüzde pek bir faydasının olmadığı ileri sürülse de pek çok ülkede hala daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle A.B.D.'de bazı kadınlar doğal doğum olmadığı gerekçesi ile epizyotomiye karşı çıkmakta ve kendilerine yapılmasını kabul etmemektedirler. Bu bizce çok yanlış bir tutumdur.

    Kasılmalar ve ıkınmaların bir arada etkisi ile bebek başı artık iyice aşağıya iner ve vajina girişinde görünür olur. Buna taçlanma ismi verilir. Artık doğum çok yakındır. Bazı durumlarda anne adayının ıkınmaları yeterli olmaz ve başka bir kişinin annenin karnına bastırarak bebeğin aşağıya inişine yardım etmesi gerekebilir. Son bir ıkınma ile bebeğin başı yavaş yavaş vajinadan doğar. Bu aşamada bebeğin başının kontrolsüz çıkmaması için hekim özel manevralar yapar. Bebek başı çıktığı anda anne artık ıkındırılmaz.

    Baş doğduktan sonra sırası ile omuzlar ve gövde doğurtulur. Bu sırada anne ve bebeğin zarar görmemesi için özel manevralar yapılır. Doğumun en zor anlarından biri de omuzların doğurtulmasıdır. Bu aşamada omuzlar annenin kemik yapıları içinde takılırsa çok üzücü sonuçlar doğabilir. Omuz takılması genelde bebeğin kilosu ile alakalı olsa da çok ufak bebeklerde bile bu talihsiz duruma rastlanabilmektedir. Hangi bebekte omuz takılması olacağı önceden tahmin edilemez.

    Bebeğin doğumun takiben rahim hemen küçülür ve kasılmalar azalır. Bu kasılmalar esnasında plasenta yapıştığı yerden ayrılır ve en geç 30 dakika içinde rahim dışına atılır. Bebeğin doğumundan plasentanın çıkışına kadar olan süre doğumun 3. evresidir. Plasenta doğduktan sonra kanamayı azaltmak ve rahimin toparlanmasını sağlamak için bir takım ilaçlar enjekte edilir ve rahime masaj yapılır. Epizyotomi plasenta doğduktan sonra ya da doğmadan önce tamir edilebilir. Son kez kanama kontrolü yapıldıktan sonra anne yatağına alınır

  3. #143
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586
    Orgazm

    Orgazm tamamı ile beyin ve vücudun birarada hareket etmesi ile ilişkili bir olaydır.İnsan beyni seksüel uyarıları duyu organları vasıtası ile alır, işler ve öğrenilmiş tecrübelerin ışığında gövdenin cevap vermesini sağlar. Beyindeki seksüel uyarı görme (partneri çıplak olarak görme), dokunma, işitme (partnerin sesini duyma), koku gibi duyusal faktörler veya düşünce (seksüel fantazi) ile başlayabilir. beyin ve vücut seksüel uyarılmayı ayrı ayrı başarabilmelerine rağmen orgazm ancak bulnarın birarada hareket etmeleri ile gerçekleşebilir. Kadınlarda sadece düşünce yolu ile hiçbir fiziksel temas olmadan orgazm yaşanabilir ancak bu durumda da beeynin ürettiği orgazmı vücüt yaşamaktadır. Doğum esnasında bile bu uyarıların bulumasına rağmen orgazmın olmaması bu hadisenin zihinsel yönünü işaret etmekte ve daha ziyade öğrenilmiş bir fonksiyon olduğunu düşündürmektedir.Orgazm bazı yazarlara göre sadece cinsel bir zevk değil gebeliğin oluşmasında etkin rol oynayan bir faktördür. Bu yazarlara göre rahim kasılmaları spermlerin tubalara daha kolay ulaşmasını sağlar.

    Kadında orgazm 4 aşamada incelenir.
    1. Uyarılma fazı: Seksüle uyarılmanın ilk belirtisi memelere ve genital organlara giden kan miktarında artma ve göllenmedir.Bu göllenme vajinal dokuların arasına sıvı sızmasına ve bu sayede vajinal sekresyonda artış ve ıslanmaya neden olur.Benzer şekilde meme uçları biriken kana bağlı olarak belirginleşir.Rahim yukarıya doğru çekilir, büyük dudaklar şişer ve açılır, klitoris kabarır.
    Bu safhada olan olayların özetine bakacak olursak

    10-30 saniye içinde vajinada ıslaklık başlar
    Vajinanın alt kısmı genişler
    Rahim ağzı ve rahm yukarı doğru çekilir
    Labialar düzleşir ve araları açılır
    Küçük dudaklar büyür
    Klitoris büyür
    Meme uçları kasların kasılması sonucu dikleşir
    Memelerin boyutları büyür.
    2.Plato fazı: Bu faz esnasında vajinanın dış 1/3 kısmındaki kan göllenmesi nedeni ile vajinanın şekli değişir buna orgazmik platform adı verilir. Rahim iyice yukarıya doğru çekilir. Klitoris daha da belirginleşir ve büyük dudakların rengi koyulaşır.
    Bu fazda olan olaylar

    Cinsel arzularda artış iyice belirginleşir
    Kan birikimine bağlı olarak vajinanın dış kısmı iyice şişer
    Vajen üst kısmı balonlaşır ve vajinada hafif bir ağrı olur
    Eğer uzun sürerse vajinal ıslaklık azalabilir
    Klitoris iyice şişer
    Küçük dudaklar normalin 2-3 katı büyür
    Dudakların açılması ile vajina girişi daha belirgin hale gelir
    Küçük dudakların rengi koyulaşır
    Memelerin uç kısmındki areola adı verilen koyu renkli alan belirginleşir.
    Emzirmemiş kadınlarda meme boyu %25 artar. Emzirenlerde bu artış olmayabilir
    %50-70 kadında ateş basması olur
    Kalp hızı artar
    Bacaklarda ve kalçalarda kasılmalar olur
    Kadının vcudu tam bir cinsel birleşmeye hazırdır.
    3. Orgazmik faz: Kadın orgazmının en kısa süren fazıdır.Rahim, vajina ve anüsde eş zamanlı, ritmik düzenli kasılmalar olur.Bu kasılmalar 0.8-1 saniye aralıklarla gerçekleşir. Kadında bir orgazm esnasında bu türden 3-15 kasılma olur.
    Orgazmik fazda

    Yukarıda belirtildiği gibi kasılmalar olur
    Ateş basması tüm vücuda yayılır
    Vücutta buluna hemen hemen bütün kaslar kasılır
    Orgazm esnasında kişinin beyin dalgalarında değişimler görülür
    Ürethradan (mesanenin dışa açıldığı yer) sıvı salgısı olur.Bazı yazarlar bunu kadının boşalması olarak tanımlar
    Kadının yüz kasları da kasılır ve sanci acı duyarmış gibi bir görüntü yaratır.
    Orgazmın tam zirve noktasında kadın vücudu kaskatı kesilir.
    4. Çözülme fazı: Önceki fazlarda gerçekleşen değişimlerin normale dönme sürecidir.

    Eğer seksüel uyarı devam ederse kadın daha fazla sayıda orgazm yaşayabilir
    Vajina normal dinlenme halindeki durumuna döner
    Meeler, büyük ve küçük dudaklar ile rahim normal renk, boyut ve pozosiyonuna döner
    Klitoris ve meme uçları hassaslaşır ve ağrıya duyarlı bir hal alır.
    Ateş basması kaybolur
    Hızlı soluk alıpverme ve terleme görülür
    Kalp hala daha hızlıdır
    Kadınlar erkeklerden farklı olarak cinsel uyarı devam ettiği sürece ard arda orgazm olabilirler. Oysa erkeğin yeniden orgazm olabilmesi için yaklaşık 30 dakikalık bir süreye ihtiyacı vardır.

    Orgazm olmamasına anorgazmi adı verilir. Bu durum anksiyeteye yol açar ve sonuçta kişinin kendi kendine olan saygısı yitirmesi ve depresyon ile sonuçlanabilir. saf orgazmik disfonksiyon kadınlard nadir olarak görülür. Her ilişkide orgazm yaşanacak diye bir kural yoktur.Zaman zaman orgazm olmaması son derece normal bir durumdur. Orgazm olmaması ile breber cinsel isteksizlik ve disparonia olması önemlidir. Eğer kişi partneri ile orgazm yaşayamıyor ise bu o kişiye karşı olan ilgi kaybından dolayı olabilir. Bu tür kişiler genelde başka bir partner veya mastürbasyon ile orgazma ulaşabilirler.

    Orgazm bozuklukları 3 kategori altında incelenebilir:

    1. Rastgele (Random) anorgazmi: Zaman zaman orgazm yaşanamaması
    2. Koital anorgazmi : Cinsel birleşmede orgazm olmaması ancak mastürbasyon vb. gibi yöntemler ile orgazma ulaşılması
    3. Erken orgazm: Kadınlarda çok nadir olarak görülür. Bu pekçok kadın için yakınılacak bir durum değildir. Çünkü kadınlar erkeklerden farklı olarak arka arkaya pekçok kez orgazm olabilirler.

    Orgazm bozukluklarının %5'den daha azında altta yatan organik bir sebep bulunabilir. En sık karşımıza çıkan sebepler diabet, alkolizm, nörolojik bozukluklar ve nörolojik ilaç kullanımıdır.Psikolojik etkenler ise travma, problemli bir çocukluk geçirilmiş olması, düzenli ve sağlıklı bir aile yaşantısının olmamaması, ergenliğe geçiş döneminde problemli ve travmatik cinsel deneyimlerin yaşanması ve cinsel kimlik çatışmaları sayılabilir.

    Peki orgazm kadının mutluluğu için gerekli midir ? Özellikle ülkemizde milyonlarca kadın orgazmın ne olduğunu dahi bilmeden mutlu bir şekilde yaşamaktadır.Ancak eğer orgazmı yaşasalardı hayatları muhtamelen daha keyifli olacaktı. Orgazm normal bir vücut fonksiyonudur. Eğer kadın orgazm yaşamıyorsa ilişki sonrası kendini huzursuz hissedebilir. Çünkü pelvik organlarda toplanan kan rahatsızlık yaratabilir.Bzı yayınlarda orgazm yaşamadan cinsel ilişkiyi bitiren kadınlarda bel ve sırt ağrılarının görüldüğü bildirilmektedir.

    Özellikle son zamanlarda gerek görsel gerekse yazılı basında konu ile ilgili haberlerin yer alması orgazmı bilmeyen kadınların aklını karıştırmaktadır. Sürekli duyduğu bu olayı yaşayamamanın getirdiği stres nedeni ile pekçok çiftin cinsel hayatları zedelemekte ve sonuçta olumsuz olaylar görülebilmektedir. Bu nedenle pekçok kadın orgazm olmasa bile orgazm taklidi yaparak partnerini kandırma yoluna gitmekte bu da olayı bir kısır döngüye sokmaktadır.

    Orgazm problemi yaşayan kadınların bunu gurur meselesi yapmadan ilgili merkez ve kişilere müracaat etmeleri hem kendilerini hem de partnerlerini memnun edecek sonuçlar doğurabilecektir.

  4. #144
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586
    Over yumurtalık kanseri


    Jinekolojik kanserleri içinde en geç tanısı konabilen ve bu nedenle en fazla ölüme sebebiyet veren kanser türü olması nedeni ile ayrı bir öneme sahiptir. Kadın kanserlerinn %4'ünü, genital kanserlerin ise %23'ünü meydana getirir. Her 100 kadından 5'i over kanseri nedeni ile yaşamını kaybeder.Over kanseri tanısı konan kadınlarda 5 yıllık yaşam % 35 civarındadır.Endüstrileşmiş ülkelerde daha fazla görülür. Bu çevresel faktörlerin etkisini düşündürmektedir.
    Her yaşta görülebilmesine rağmen en fazla 45 yaşından sonra rastlanır.75-79 yaşlar arasında pik yapar. Menopoz öncesi dönemde over tümörlerinin sadece % 7'si kanserken bu oran menopoz sonrası %30'a çıkar. Over dokusu pek çok değişik hücreyi barındırır. Kanserin köken aldığı hücre türüne göre de görülme yaşları ve oranları değişir. Overin ve diğer tüm dokuların ana yapısını oluşturan epitel hücrelerden köken alan tümörler en sık görülen tümürlerdir. Menpopoz sonrası kanser teşhisi konan vakaların % 80'i epitheliyal tümörlerken, 20 yaş altında teşhis edilen vakaların % 60'ı germ hücreli yani embryonik döneme ait hücreler ile ilgili tümörlerdir.

    Risk Faktörleri
    Hormonal, ailesel ve çevresel faktörlerin over kanseri gelişmini etkiledikleri düşünülmektedir. Sık ve fazla sayıda kesintisiz bir şekilde yumurtlama olanlarda kanserin daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Buna göre hiç gebe kalmamışlarda risk daha fazlayken doğum yapanlarda risk 1/2 ile 1/4 oranında azalır. Yumurtlamayı baskılayarak etki eden doğum kontrol hapları da kanser görülme sıklığını belirgin derecede azaltır. Yani inanılanın aksine OK'ler kanser yapmadığı gibi kansere karşı koruyucu rol oynarlar.Buna karşılık menopoz sonrası dönemde eğer progesteron eklenmeden tek başına östrojen verilirse over kanseri riskinin arttığı iddia edilmektedir. Birinci derece akrabalarında over kanseri olanlarda hastalığın daha sık görülmesi genetik bir faktörün etkisini düşündürmektedir. Bu gözleme yönelik çalışmalar sonucu meme ve over kanserine neden olduğu saptanan bazı genler bulunmuştur.

    Sınıflama
    Over kanserleri köken aldıkları hücre türüne göre 5 ana sınıf altında toplanırlar. Bunlar epitheliyal tümörler, germ hücreli tümörler, stromal tümörler (yumurta hücresi ve follikülden köken alan), nonspesifik bağ dokusu hücrelerinden köken alan tümörler ve başka bir organdan metastaz yolu ie gelen tümörlerdir. Yumurtalık kanserleri ayrıca malign ve borderline olarak da sınıflanır. Malign kötü huylu demektir. Borderline tümörlerin ise histolojik davranışları selim ve malign arasında bulunur. Bu tümörler malign olanlara göre daha genç yaşlarda görülürler, hastalığın gidişatı çokdaha iyidir.

    Epitheliyal tümörler de kendi aralarında yine köken aldıkları epitheliyal hücrelere göre sınıflandırılırlar. Bunların %50-75'i seröz kistadenokarsinomlardır.Daha sonra sırasıyla müsnöz, endometrioid, brenner gibi tümörler gelir.

    Klinik
    Over kanserinde erken tanı son derece zordur. Çünkü çoğu zaman şikayetler belirgin değildir. Karın ağrısı , şişkinlik, hazımsızlık erken devredeki belirtilerdir. İleri evrelerde ise komşu organlara ait bası bulguları, karın ağrısı, pelviste kitle ve aşağı doğru bası hissi, vajinal kanama gibi spesifik olmayan şikayetlerdir. Hastayı doktora götüren en sık şikayet ise aşırı derecede karın şişliğidir.Bu şişliğin sebebi çoğu zaman karın içerisinde sıvı birikimi yani asittir.

    Tanı
    Muayeneler esnasında özellikle menopoz sonrası kadınlarda pelvik alanda kitle saptanması over kanserini düşündürmelidir. Ultrasonografide çift taraflı ovarian kitle, 8 cm'den büyük kitle ile muayende bu kitlenin hareketli olmaması tanıyı destekler. Ayırıcı tanıda myomlar, normal ve anormal gebelikler ve diğer komşu organ kanserleri ekarte edilmelidir. Over kanseri düşünülen hastalarda aile öyküsü dikkatli alınmalı, iyi bir sistemik ve jinekolojik muayene yapılmalı, özellkle genç hastalarda smear tetkiki elde edilmelidir. Ayrıca damarlanmanın tespiti açısından doppler ultrason ile komşu organları incelemeye yönelik radyolojik tetkikler yapılmalıdır. Manyetik rezonans ve bilgisayarlı tomografi kitlenin daha iyi incelenmesine olanak sağlar.Over kanseri tanısını güçlendiren ve bu konuda hekimlere son derece yardımcı olan bir başka tetkik de tümör belirteçleridir.

    Tümör Belirteçleri
    Tümör belirteçleri kabaca normal dokularda fazla miktarda bulunmayan ancak malign dokulardan kana salınan maddeler olarak tanımlanabilir. Kullanılan ya da araştırma safhasında olan pekçok belirteç olmasına rağmen ideal bir tümör marker henüz saptanamamıştır. Over kanserinde en çok işimize yarayan Ca 125 adı verilen belirteçtir. Over bölgesinde şüpheli bir kitle bulunan kadınlarda yüksek saptanması tanıyı destekler.Ancak sigara içimi, erken gebelik, endometriozis gibi hastalıklarda da yükselebilmesi güvenilirliğini kısıtlar.

    Evreleme
    Over kanserinde evreleme cerrahi olarak yapılır.Bu işlem esnasında karın boşluğu orta hattan göbek üstüne kadar uzanan bir kesi ile açılır. Önce karın sıvısından örnek alınır.Daha sonra karın boşluğu gözle ve elle incelenir. Omentum adı verilen karın boşluğundaki organları çevreleyen yağ dokusu çıkartılır.Tümör dokusu mümkün olduğunca çıkartılır. Eğer sadece tek overde ise o over çıkartılır hastanın yaşı genç ise diğer overden biopsi alınır ve ameliyat esnasında patolojik incelemeye tabii tutulur. Eğer o overde de tutulum varsa rahim ve yumurtalıklar tamamen çıkartılır.Takiben pelvik alandaki ve aort damarı etrafındaki lenf düğümleri mümkün olan en fazla sayıda çıkartılmaya çalışılır.

    Tedavi
    Over kanserinin tedavisi birçok branştan hekimin bir arada davranmasını gerektirir. Bunlar jinekolog, onkolog, radyoterapist, kemoterapist, patolog, dietisyen ve psikiyatristtir.Tedavi kabaca cerrahi ve cerrahi olmayan olarak ikiye ayrılır. Bazen klinik olarak bulgu vermeyen vakalarda başka bir nedenden dolayı yapılan ameliyat sonucu şans eseri over kanseri tanısı konabilir. Bu gibi durumlarda evrelemeyi tamamlamak için hastanın yeniden ameliyat edilmesi gerekir. cerrahi sonrası ise kemoterapi ve radyoterapi yaygın olarak uygulanır.Günümüzde heniz deneme aşamasında olan bazı hormon ve allerjik tedavilerde vardır.

    Son zamanlarda ikinci bakı cerrahisi kavramı over kanseri tedavisinde giderek popülerite kazanmaktadır. Buna göre cerrahi ve kemoterapiyi takiben hasta ikinci kez ameliyat edilir ve yeniden durum değerlendirmesi yapılır.

    Prognoz
    Prognozda en önemli faktör hastalığın evresidir.Buna göre Evre 1 de 5 yıllık yaşam % 70, evre 2 de %25, Evre 3 de %18 ve evre 4 de %0'dır.

  5. #145
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586
    PKO polikistik over

    Polikistik Over Nedir?

    Polikistik Over "çok sayıda kist içeren yumurtalık" anlamına gelen bir terimdir. Polikistik over (PKO) üreme çağında olan bir kadında düzenli olarak gerçekleşmesi gereken yumurtlama işlevinin aksaması, tüylenmede artış, adet gecikmeleri, kilo alma, sivilcelenme, gebe kalamama veya zor gebe kalma gibi belirtilerle seyreden bir durumdur.

    Polikistik over, üreme çağında olan kadınların yaklaşık %3'ünde görülür.

    PKO'nun merkezinde herhangi bir nedenle yumurtlama işlevinin yarım kalması yer alır. PKO'nun diğer belirti ve bulguları genellikle bu temel bozukluğa ikincil olarak gelişirler. Yumurtlamanın yarım kalması, içinde yumurta hücresini barındıran folikül adlı yapının yumurta hücresini olgunlaştıracak ve çatlayarak bu hücreyi serbest bırakacak büyüklüğe ulaşamaması ve milimetrik çaplarda kistik bir yapı olarak yumurtalık içinde yerini almasına neden olur. Yumurtlama işlevi bu şekilde yarıda kalmaya devam ettiği sürece her ay yumurtalık içindeki ufak kistlere bir yenisi katılır ve yumurtalıklar bir süre sonunda çok sayıda kist içeren ve ileri durumlarda normalden büyük çaplara ulaşan yapılara dönüşürler. Folikül gelişimi yumurtalıkların dış yüzeyine yakın kısmında olduğundan her yarım kalan adet döngüsünde sayısı artan bu kistler yumurtalığın yüzeye yakın kenarı boyunca dizilirler.

  6. #146
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586
    Plasentanın (Bebeğin eşi)erken ayrılması: Ablatio placenta


    TEMEL BİLGİLER
    TANIMLAMA:
    Normal yerleşmiş anne karnındaki bebeğin eşinin normalden önce ayrılmasıdır. Shere sınıflamasına göre 3 derecede değelendirilir.Sher Derece 1- çok az veya hiç kanama yoktur, canlı bebeğin doğumunu takiben çocuğun eşinin arkasında l pıhtı görülür. Sher Derece 2 - Kanama ve rahim hassasiyetle beraber canlı bebek vardır. Sher Derece 3- tip - A - ölü bebek , pıhlaşma fonksiyonları normal; tip B - ölü Bebek, pıhtılaşma fonksiyonlarında bozukluk var.. Etkilenen sistemler: Üreme, kalp damar sistemi Genetik etkiler: Yok, Görülme sıkılığı:
    • Tüm doğumların % l'i
    • Daha önce birkez ise % 15
    • 2 veya daha fazla olmuş ise % 20

    BELİRTİ VE BULGULAR
    • Gebeliğin 24-39 haftası arasında saatte l petten veya tampondan fazla kanama olması
    • Sırt ağrısı, karın ağrısı
    • Rahim kasılmaları , hassasiyet ve / veya rahim sertleşmesi
    • Kanama miktarına göre şokun klinik bulguları yerleşmeden önce kan hacminin % 30 ' undan fazlası kaybedilmiş olabilir. Belirgin kan kaybına rağmen hayati bulgular normal olabilir.
    • Anne karnındaki bebeğinl kalp seslerinin duyulmasında güçlük veya kanlı su gelmesiyle beraber hassas, gergin rahimin elle hissedilmesi.
    • Rahim kasılması ile beraber veya kasılma olmaksızın devamlı ağrı

    NEDENLERİ
    • Kunt batın travması, (özellikle bebeğin eşi öne yerleşimliyse)
    • İkiz gebelik veya aşırı rahim içi sıvısı gibi nedenlerle gerilmiş rahimin aniden baskıdan kurtulması durumunda
    • Kokain bağımlılığı

    RİSK FAKTÖRLERİ
    • Günde l paketten fazla sigara içimi
    • Alkol bağımlılığı
    • Kısa göbek kordonu
    • Hipertansiyon
    • Daha önce eşin erken ayrılması hikayesi.

    TANI:

    LABORATUARDA YAPILMASI GEREKEN TESTLER:
    • Kan grubu, Rh tayini, Coombs testi
    • Tam kan tetkiki, trombosit sayımı
    • Pıhtılaşma testleri(Protrombin ve parsiyel tromboplastin zamanı, fibrinojen seviyeleri)

    ANORMAL LABARATUAR BULGULARI:
    •Hemogobinde düşme.
    •Pıhtılaşma testlerinde bozulma (Yüksek protrombin ve parsiyel tromboplastin zamanı, eğer yoğun damar içi pıhtılaşma varsa ise fibrinojen seviyeleri 100-150 mg/dl altındadır,Trombositler 20.000- 50.000 arasındadır)


    GÖRÜNTÜLEME
    • Ultrason ile plasentanın(bebeğin eşinin )arkasında pıhtı, yuvarlaklaşmış plasenta kenarı veya kalınlaşmış plasenda görülebileceği gibi sıklıkla net olarak görülemez, (özellikle rahimin arkasına yerleşmiş plasenta veya hafif erken ayrılma söz konusu olduğunda).


    TEDAVİ
    UYGUN SIHHİ BAKIM
    • Stabil olana kadar hastaneye yatması gereklidir.

    GENEL ÖNLEMLER
    • iyi bir anemnez ve fizik muayene, tıbbi özgeçmişi, allerjileri, bu gebelikteki diğer uitrasonları ve son yemek yediği saat öğrenilmelidir
    • Genel olarak, şiddetli plasentanın erken ayrılma durumunda en iyi tutum bebeğin doğurtulmasıdır
    • Sher's grade l- genel doğum protokolü
    • Sher's grade 2-durumun aciliyetine göre değişir
    • Sher's grade 3- eğer anne de genel sağlık durumu iyiyse vaginal doğum tercih edilir.
    • Travmalarda hasta en az 4 saat yatırılarak takip edilmeli, fetal durum değerlendirilmelidir.
    • Sol yanına yatırılması venöz dönüşü ve kalp kan pompalama kapasitesini % 30 artırabilir
    • Bebek oksiyensizliğe hassas olduğundan ve gebelikte oksijen tüketimi % 20 arttığından oksijen verilmeli
    • Durum acil ise annenin genel durmunun düzeltilmesini takiben sezaryen yapılabilir

    AKTİVİTE
    Durum belirlenene kadar yatak istirahat!

    DİYET
    Sezeryan olasılığı ortadan kalkıp, durumu belli olana kadar ağızdan gıda almamalı

    HASTANIN EĞİTİLMESİ
    Erken gebelik haftalarında ve doğumu gerektirmeyecek derecede hafif plasentanın erken ayrılmasında anne ve baba adayına riskler anlatılmalıdır.


    ÖNLEM/ KAÇINMA
    •Mümkün olduğunca risk faktörleri ortadan kaldırılmalı


    BEKLENEN GELİŞME VE PROGNOZ
    • % 0,5 ile % l arası bebek ölümü görülür.
    • Travma sonucu plasenta nın erken ayrılması olmuş ise % l anne ve % 30- 70 bebek ölümü riski vardır.


    EŞİSİMLERİ
    • Plasentanın erken ayrılması
    • Ablatio plasenta
    • Plasental abruption
    • Plasentanın prematür ayrılması
    • Cauvelaire plasenta


    KAYNAKLAR
    • Scott, C.T., et al. Emergencies in pregnancy. Patient Çare. Auğ 15,1991; 132-150
    • Lowe, T.W. et al.: Placental abruption. Clinical OB Gyn. Vol 33, No 3, Sept. 1990
    Yazarı Dr. M. Sexton,

  7. #147
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586
    Rahim ağzına dikiş konması serklaj

    Servikal serklaj nedir?

    Servikal serklaj gebelik esnasında serviksin kapalı kalması için uygulanan cerrahi bir tekniktir. Serviks, anne rahminin en alt kısmı olup, vajinaya açılan bölümdür. Normal hamilelik esnasında hamileliğin sonuna kadar kapalı kalır.

    Servikal serklaj ne zaman uygulanır?

    Servikal serklaj düşükleri ve doğum için yetersizlik gösteren servikslerde meydana gelen erken doğum eylemini önlemek amacıyla kullanılır.Burada yetersizlikten kastedilen, serviksin gebelik esnasında doğum sancıları oluşmadan, vaktinden çok önce açılması durumudur. Serviks etrafını dikmek kapalı kalmasına yardım ederek bebeğin gelişimine de olanak tanır. Bu yöntem, geçmişinde gebeliğin son üç aylık döneminde düşük hikayesi olan kişilerde de kullanılabilir.

    Şahsın eğer gebeliğinin 2.üç aylık döneminde düşüğü varsa, serklaj 2.dönemin hemen başlangıcında uygulanabilir.

    Yetersiz serviksi olanlar için diğer bir tedavi metodu gebeliğin son bir kaç ayında yapılacak yatak istirahatıdır.

    Servikal serklaj öncesi hasta ne yapmalıdır?

    İşlem genel anestezi ile uyutularak yapılacaksa, bir gece öncesinde çorba veya salatadan oluşan hafif bir yemek yiyin. Operasyondan önceki gün gece yarısından sonra hiçbir şey yemeyin ve içmeyin. Çay, kahve hatta su bile içmeyin.

    İşlem sırasında neler yapılır?

    Size yapılan anestezi tekniğine bağlı olarak uyutulabilir veya sadece belinizden aşağısı uyuşturulur. Daha sonra serviksin etrafı sağlam bir şekilde dikilir. Bir sonraki adımda dikiş sıkıştırılarak serviksin dayanıklı bir şekilde kapalı kalması sağlanır.

    İşlemden sonra neler olabilir?

    Bir kaç saatliğine yada bir geceliğine hastanede kalarak vaktinden önce gelen doğum sancıları için göz önünde tutulursunuz.

    Yapılan işlemin vaktinden önce doğum eylemini başlatma şanssızlığını azaltmak için ilaç verilebilir.

    Hasta bir daha ne zaman cinsel ilişkiye girebileceğini doktoruna sorar.

    Serklaj dikişi ne kadar süre kalır?

    Dikiş genellikle gebeliğin 37.haftasında alınır. Dikiş alınmadığı halde doğum sancısı başlar veya suyunuz gelirse hemen doktorunuzu arayın.

    Bu işlemin yararları nelerdir?

    Düşükleri ve yetersiz serviksin neden olduğu zamanından önce gelen doğum eylemini önler.İşlemin başarı oranı %85-90 civarındadır. Bundan sonraki her doğumunuzda da bu işlem uygulanacaktır.

    İşlemin riskleri nelerdir?

    İşlem için genel anestezi ile uyutulmanızın birtakım riskleri vardır.Uyutulmak zorunda iseniz bunun risklerinin baştan doktorunuzla konuşun fakat genelde bu işlem belden aşağınızın uyuşturulması suretiyle yapılır.Bu işlem erken doğum eylemine yol açabilir.

    Servikste enfeksiyon oluşabilir.Sonuçta ateş, üşüme, kramplar ve vajinadan kötü kokulu akıntıların gelmesi görülebilir.

    Serviksiniz dikişli iken doğum sancılarınız başlar ise oluşan kasılmalar serviksi açabilir.Vaktinden önce doğum eylemi sırasında, önceden dikişlerin alınması önemlidir. Bu genellikle anestezi olmadan yapılır.

    Bahsedilen bu olası zararlı durumların görülebilme olasılığı düşüktür.

    Ne zaman doktoru aramalıyım?

    Doğum sancıları başladığı zaman
    Karnın aşağı tarafı veya sırtınızda ağrılar var ve doğum sancısı gibi devam ediyorsa
    38.5 dereceden yüksek ateşiniz ve titremeniz olursa
    Vajinadan kötü kokulu akıntı gelirse
    Doktorunuzun size söylediği miktardan fazla miktarda kan vajinadan gelirse
    Gebelik zarlarının yırtılması ile suyunuz gelirse

  8. #148
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586
    Rahim içi araç spiral


    Rahim içi araç (RİA), veya halk arasında bilinen adıyla spiral polietilen (plastik) yapıya sahip, rahim içine sığacak büyüklükte tasarlanmış T şeklinde bir alettir. Plastik gövdenin etrafına bakır tel sarılıdır. Bazı RİA'larda bakır yerine progesteron hormonu eklenmiştir. Progesteron hormonu içerikli RİA bakırlı RİA'nın adet kanaması miktarını ve adet sancısı artırıcı yan etkilerini gidermek için tasarlanmıştır. Ülkemizde bakırlı RİA'lar hormonlu olanlardan çok daha sık kullanılmaktadır.

    RİA'nın genel yapısı:

    RİA'lar özellikle kollarının yapıları açısından farklılık gösteren değişik markalarda kullanıma sunulmaktadır. Tüm RİA'larda plastik gövdenin alt ucunda tek lifli yapıda iki adet iplik bulunur.

    İplik RİA rahim içinden çıkarılmak istendiğinde ucundan tutulup çekilmek için takılma sonrası rahimağzından 1-2 santimetre sarkacak şekilde kesilip bırakılır.

    RİA'NIN TAKILMASI

    RİA takılmasına karar verildikten sonra doktor dikkatli bir sorgulama ve jinekolojik muayene yapar. Bu muayene esnasında tercihen papsmear incelemesi de yapılır.

    Doktor değerlendirmesinde RİA kullanımına engel olacak bir durum saptanmadığında RİA'nın uygulanacağı gün belirlenir.

    RİA, adet kanaması esnasında rahim ağzı hafifçe açılmış durumda olduğundan kanamanın ilk günlerinde takılır.

    RİA düşükten, kürtajdan veya doğumdan hemen sonra uygulanabileceği gibi, sezaryan esnasında da uygulanabilir.

    Genel olarak söylemek gerekirse RİA gebe olunmadığından emin olunan herhangi bir zamanda takılabilir.

    RİA takılması genellikle ağrı vermeyen bir işlemdir. Çok ağrı duyulursa doktor işlemden önce bölgeye az miktarda anestezik madde enjekte edebilir. RİA takıldıktan hemen sonra genellikle bir ultrasonografi incelemesiyle rahim içine doğru bir şekilde yerleştirildiği teyit edilir. Bu inceleme RİA'nın doğru takıldığından kesinlikle emin olunan durumlarda ilk kontrol randevusuna ertelenebilir.

    RİA KULLANAN KADINLARA UYARILAR

    RİA uygulandıktan bir ay sonra doktorunuz sizi kontrole çağıracaktır. RİA'nın uygun yerleştirildiğinden ve enfeksiyona neden olmadığından emin olmak için bu kontrol muayenesi çok önemlidir.
    Bu kontrol muayenesinden sonra birer yıllık aralıklarla mutlaka kontrol muayenelerine gitmelisiniz.
    RİA iplerini kendiniz de ayda bir işaret ve orta parmaklarınızı vajinanın derinlerine sokarak kontrol edebilirsiniz.
    Şu durumlarda mutlaka kontrol gününü beklemeden doktora başvurun:

    Adet gecikmesi, lekelenme veya normal dışı kanama, karın ağrısı, cinsel ilişkide ağrı, eşinizde ciddi bir enfeksiyonun varlığı, normalden farklı akıntı, titreme ve ateşle beraber şiddetli kasık ağrısı, kendi muayenenizde ipliklerin bulunamaması, uzaması veya kısalması.

    RİA KULLANIMINDA OLUŞAN ÖZEL DURUMLAR

    Gebelik oluşması:
    Normal dışı kanamalar:
    Enfeksiyon:
    RİA'nın düşmesi:
    Rutin doktor kontrolünde RİA iplerinin görülememesi: En sık neden iplerin çok kısa kesilmiş olmasıdır. Bu selim bir durumdur. Diğer neden RİA'nın rahim içine gömülmüş olması veya ender durumlarda rahim dışında bir yerde bulunmasıdır. RİA ipleri görülemediğinde öncelikle ultrasonografiyle RİA'nın rahim içinde olup olmadığı belirlenir. Rahim içinde olduğu belirlenen RİA'nın rahim duvarına gömülmüş olma riski yüksek olduğundan çıkarılması gerekir. Bunun için genellikle lokal anesteziyle yapılan ufak bir müdahale yeterli olacaktır. Bu müdahale ile RİA'nın çıkarılamadığı ender durumlarda histeroskopi yöntemi kullanılması gerekebilir. Rahim içinde bulunamayan RİA için yine ultrasonografiyle genital organlara komşu bölgeler araştırılır. Bu incelemeyle RİA bulunamadığında karnın alt bölgesine çekilen röntgen filmi çekilir. Bu filmde RİA görülemiyorsa RİA'nın kadın farkında olmadan düştüğü kabul edilir.

    Röntgen filminde RİA görüldüğünde RİA'nın yaklaşık olarak nerede olduğu da belirlenebilir. Rahim dışında bir yerde olduğu belirlenen RİA'nın bulunduğu yerden çıkarılması için genellikle laparoskopiye başvurulur.

    RİA'NIN ÇIKARILMASI

    RİA herhangi bir nedenle çıkarılmak istendiğinde jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından dışarı sarkan iplerinden tutulup çekilerek çıkarılır. Ağrısız bir işlemdir. Ömrü biten RİA aynı kontrol seansında çıkarılıp bir yenisiyle değiştirilebilir. Gebe kalabilirlik RİA çıkarıldıktan hemen sonra başlar.

  9. #149
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586
    Rahim içi yapışıklık Asherman sendromu

    Herhangi bir nedenle rahim iç kısmında meydana gelen yapışıklıklar intrauterin sineşi olarak adlandırılırlar. Hastalık, tabloyu ilk kez 1948 yılında "travmatik amenore" ismiyle tanımlayan Dr. Joseph G. Asherman'ın anısına ithafen Asherman Sendromu da olarak adlandırılmaktadır.



    NEDEN OLUR?
    Asherman sendromu gelişmiş ülkelerde çok sık karşılaşılan bir problem değildir. Bu ülkelerde sendroma yol açan en önemli faktör rahim içine uygulanan cerrahi girişimlerdir. Bu girişimlerden en sık uygulanan ise gebelik sonlandırılması yani kürtajdır. Özellikle işlem sırasında bir enfeksiyon varsa, kürtaj sonrası enfeksiyon ortaya çıkarsa ya da içeride parça kalırsa rahim içinde nedbe dokusu oluşma ve yapışıklık meydana gelme riski artar. Özensiz ve eski tekniklere göre uygulanan işlemler de endometrium tabakasının derinliklerine zarar vererek yapışıklık olma riskini arttırır. Yapılan bir çalışmada içeride parça kalması nedeni ile yeniden kürtaj yapılmak zorunda kalan kadınlarda Asherman Sendromu görülme oranının %40'a kadar çıkabileceği gösterilmiştir. Öte yandan myomektomi ve hatta sezaryen gibi operasyonları takiben de asherman sendromunun geliştiği bildirilmiştir.

    Cerrahi bir girişim olmaksızın da Asherman sendromu gelişebilir. Özellikle şiddetli pelvik iltihabi hastalığın bu duruma neden olabileceği gösterilmiştir. Gelişmiş ülkelerde neredeyse hiç görülmeyen ancak ülkemizin de dahil olduğu gelişmekte olan ya da geri kalmış ülkelerde sıkça karşılaşılan bir başka neden de tüberküloz yani verem hastalığıdır. Akciğerlerden kan yolu ile pelvik bölgeye gelen verem enfeksiyonu hem tüplerde hem de rahim içinde yapışıklıklara neden olabilir. Benzer şekilde schistosomiasis adı verilen bir parazit enfeksiyonu da nadir görülen diğer bir nedendir.

    BELİRTİLERİ
    Daha önceden herhangi bir yakınması olmayan bir kadında aşağıdaki bulguların kürtaj işleminden sonra ortaya çıkması durumunda Asherman sendromu ilk planda akla gelmelidir

    Adet kanamalarının kesilmesi (amenore) (%42 olguda)
    Adet kanaması miktarının azalması
    Kısırlık (%63 olguda)
    Tekrarlayan düşükler
    TANI
    Yukarıdaki yakınmaların varlığında ve öyküde geçirilmiş kürtaj saptanması durumunda Asherman sendromundan şüphelenilir. Jinekolojik muayenede herhangi bir anormal bulguya rastlanmaz. Rutin ultrasonografide endometrium normale yakın görülebilir ancak rahim içine sıvı verilerek yapılan ultrasonografide rahim boşluğu içindeki yapışıklıklar görülebilir. Kesin tanı çekilecek olan bir histerosalpingografi (HSG, rahim filmi) ile konur.


    TEDAVİ
    Asherman sendromu kısırlığa ya da adetlerin kesilmesine neden oluyor ise tedavi edilmelidir. Hastalığın tedavisi cerrahidir ve yapışıklıkların kesilmesi şeklinde uygulanır. Bu işlem ancak histeroskopik yöntem ile mümkündür.



    Bazı çok ince ve yüzeysel yapışıklıklar rhim ağzının genişletilmesi sırasında ya da yapılacak olan ikinci bir kürtajla açılabilir. Ancak bu tedavi yaklaşımı histeroskopinin olmadığı eski dönemlere ait bir uygulamadır ve modern jinekoloji ile kısırlık tedavilerinde yeri kalmamıştır.

    Skar dokusu yani yapışıklar açıldıktan sonra yeniden oluşmasını engellemek amacıyla belirli bir süre için spiral ya da balon konularak kavitenin dolu olması sağlanır. Bu sırada endometrium tabakasının gelişmesi ve tüm rahim içini kaplaması için hastaya östrojen hormonu verilir.

    TEDAVİNİN KOMPLİKASYONLARI NELERDİR?
    Histeroskopik cerrahiye bağlı olarak kanama, rahimde delinme ve pelvik enfeksiyon görülebilir. Ancak bunlar çok nadir karşılaşılan sorunlardır. Histeroskopik cerrahi hastanede yatmayı gerektirmeyen hatta bazı durumlarda muayenehane şartlarında anestezi dahi gerektirmeyen bir cerrahi tekniktir.

    Asherman sendromunun en önemli komplikasyonu tedavinin başarısız olması ve durumun tekrarlamasıdır. Yapışıklıkların açılarak endometriumun bir gebeliği taşıyacak hale gelebilmesi için birden fazla sefer histeroskopik girişim gerekebilir ve bu hastaların önemli bir kısmında gebelik için yardımcı üreme tekniklerine başvurmak gerekli olabilir. Kliniğimizde tüberküloza bağlı intaruterin sineşi nedeni ile 6 kere histeroskopi ve mikroenjeksiyon tedavisini takiben sağlıklı bir kız çocuk dünyaya getiren hastamız mevcuttur.

    Yapışıklıkların çok yoğun olduğu ve rahim içindeki boşluğun tamen kapalı olduğu durumlarda tedavi mümkün olmayabilir.

    Yapılan çalışmalarda kürtaja bağlı Asherman sendromu gelişen olgularda histeroskopi ile sineşi açılmasını takiben gebelik oranının %42, canlı doğum oranının ise %32 civarında olduğu görülmüştür. Ancak bu olgular plasentanın rahimin kas tabakasına doğru ilerlemesi olarak tanımlayabileceğimiz placenta accrata ve buna bağlı doğum sonrası kanama problemleri açısından yüksek risk altındadırlar.

    Benzer şekilde yapışıklıkların histeroskopik olarak açıldığı hastalar hamile kaldıklarında, hamileliğin ilerleyen dönemlerinde rahmin kendiliğinde yırtılması (uterin rüptür) olgularına da rastlandığından bu hastaların gebelik takipleri özenli şekilde yapılmalı ve rüptür açısıdan uyanık olunmalıdır.

    TEDAVİNİN SONUÇLARI NASILDIR?
    Histeroskopik sineşi açılması sonrası başarı şansının önceden kestirilmesi neredeyse olanaksızdır. Rahimin içini döşeyen endometrium 3 ayrı tabakadan oluşmuştur. En üstteki tabaka her adet döneminde kalınlaşan ve gebelik oluşmadığında dökülerek adet kanaması ile birlikte dışarı atılan tabakadır. En altta bulunan bazalis tabakası ile dökülen endometriumun yeniden kalınlaşmasını sağlayan bir çeşit rezervuar olarak işlev görür. Bazalis tabakasının altında ise rahimin kas tabakası olan myometrium bulunur. Eğer yapışıklıklar bazalis tabakasında durum daha umutludur. Yapışıklıklar açıldığında var olan bazalis tabakası işlev görmeye başlayacak, östrojen hormonunun etkisi ile çoğalarak fonksiyonel üst tabakanın oluşmasına olanak sağlayacaktır. Ancak eğer bazalis tabakası rahim içinde çok az miktarda kaldıysa ve yapışıklıklar asıl olarak kas dokuları arasındaysa bu durumda aktif işlevsel bir endometrium tabakasının oluşması çok uzak bir olasılıktır ve tedavinin başarısız olması daha sık karşılaşılan bir sonuçtur.

    Tedavinin başarısını değerledirmek için 1-2 ay sonra rahim filminin yeniden çekilmesi uygun olur.

    Kürtaja bağlı Asherman sendromu gelişen olgularda tedavinin başarılı olma şansı %60-90 arasındayken tüberküloza bağlı olgularda bu oran çok daha düşüktür.



    KAYNAKLAR

    J. G. Asherman: Amenorrhoea traumatica (atretica). Journal of Obstetrics and Gynecology of the British Empire, 1948, 23-30.
    Magos A. Hysteroscopic treatment of Asherman's syndrome. Reprod Biomed Online 2002 4 Suppl 3:46-51
    Pal A, Babinszki A, Vajda G, Kovacs L. Diagnosis of Asherman's syndrome with three-dimensional ultrasound. Ultrasound Obstet Gynecol 2000 Apr 15:341-3
    Capella-Allouc S, Morsad F, Rongières-Bertrand C, Taylor S, Fernandez H. Hysteroscopic treatment of severe Asherman's syndrome and subsequent fertility. Hum Reprod 1999 May 14:1230-3
    Giatras K, Berkeley AS, Noyes N, Licciardi F, Lolis D, Grifo JA. Fertility after hysteroscopic resection of submucous myomas. J Am Assoc Gynecol Laparosc 1999 May 6:155-8
    Westendorp IC, Ankum WM, Mol BW, Vonk J. Prevalence of Asherman's syndrome after secondary removal of placental remnants or a repeat curettage for incomplete abortion. Hum Reprod 1998 Dec 13:3347-50
    Deaton JL, Maier D, Andreoli J. Spontaneous uterine rupture during pregnancy after treatment of Asherman's syndrome. Am J Obstet Gynecol 1989 May 160:1053-4

  10. #150
    sascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond reputesascha has a reputation beyond repute sascha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2005
    Yaş
    30
    Mesajlar
    9.707
    İtibar Gücü
    8586
    rahim sarkması prolapsus uteri uterus prolapsusu

    Geriye doğru sarkmış uterus (rahim) yaklaşık %20 kadında görülen bir olgudur. Normalde uterus arkaya ve ileriye doğru bulunur. Kabaca yere paralel konumdadır. Uterusun arkaya doğru ve aşağıya sarkması da normal bir durumudur. Çocukluk dönemlerinde de uterus bu arkaya ve aşağıya doğrudur. Gebelik sonrasında da uterus geriye doğru sarkabilmektedir. Nadiren bazı hastalıklarda bu duruma neden olabilir. Endometriyosiz, enfeksiyon ve bazı tümörler uterusun aşağı sarkmasına neden olabilir.

    Rahim sarkması olan bir çok kadın herhangi bir rahatsızlık duymazlar. Genellikle rutin muayneler sırasında doktorlar tarafından anlaşılır. Çoğu zaman herhangi bir tedavi önerilmez. Eğer hasta şikayetlerin nedeni olarak uterus sarkması düşünülüyorsa laparoskopi (özel aletler ile karın içine bakılması yöntemi) yaparak durumu değerlendirir. Sarkmış uterus gebelikte bir sorun yaratmaz ve bu adınlarda normal doğum yaparlar

    Rahim sarkması, mesane sarkması, rektum sarkması gibi hastalıklar doğum sonucu olarak kadın cinsel organlarında gevşeme ile birlikte olan çeşitli işlevsel ve anatomik bozukluklardır.

    Doğum sırasında, bebeğin doğum kanalından geçebilmesi için rahim, mesane ve rektumu destekleyen dokular (pelvik diyafram) gerilir ve yırtılabilir. Loğusalıkta bu dokular genellikle normal haline döner. Fakat pek çok kadında zamanla bu yapılar sarkmaya başlar. Her hastadaki sarkmanın derecesine bağlı olarak rahimde bir ağırlık veya sarkma hissi, kabızlık, haznede (vagina) gevşeme, haznenin ön veya arkasında bariz şişkinlik, gülerken, öksürürken ya da ağır bir cisim kaldırırken idrar kaçırma ya da rahimin bariz olarak hazneden dışarı çıkıp sallanması, üzerinde yaralar oluşması gibi yakınmalar olabilir.

    Bu şekilde yakınmaları olan hastalar için tedavi genellikle ameliyattır. Yaşlı hastalarda rahimin alınması mesane ve rektumun onarılması ameliyatı yapılabilir. Daha gençlerde rahim alınmadan sarkan rahim boynunun alınması mesane ve rektumun onarılması yapılabilir. Her hangi bir hastada bu uygun değilse laparoskopik olarak da bazı girişimler yapılabilir. Böylece pelvik destek dokuları doğumdan önceki sağlıklı durumuna kavuşturulabilir.

Konu Kapatılmıştır

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25-12-2007, 10:00 PM
  2. kadın hastalıkları ve dogum
    By MasaL in forum Sağlık
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21-11-2007, 03:50 PM
  3. Kadın Sağlığı + Jinekoloji
    By MasaL in forum Sağlık
    Cevaplar: 100
    Son Mesaj: 08-11-2007, 08:41 AM
  4. kadın hastalıkları
    By Deep@Blue in forum Sağlık
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-09-2006, 12:46 AM

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan YGHFORUM 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Şikayetçi olduğunuz konu hakkında lütfen "Bize Yazın" bölümünden iletişime geçiniz. En geç 1 Hafta içerisinde konu hakkında YGHFORUM yönetimince cevap verilicek , gereği görüldüğü taktirde konu sistemimizden kaldırılıcaktır.

Sponsor: Mobilya dünyasında en iyi mobilya markaları ve mobilya modelleri sitemizde. Mutlaka ziyaret ediniz.


SEO by vBSEO 3.6.0 ©2011, Crawlability, Inc.